ATV’deki ‘Altı Üstü İstanbul’ dizisinin iki genç ve yetenekli oyuncusu Elçin Zehra İrem ve Rahimcan Kapkap ile yoğun set programlarından fırsat bulduğumuz bir günde buluştuk; özel anlarla dolu keyifli bir fotoğraf çekimi ve çok özel bir röportaj gerçekleştirdik.
Röportaj: İrem Orhan
Fotoğraf: Gökay Çatak
Saç: Mehmet Türkibiş
İstanbul’un farklı hayatlarını, çarpışan dün yalarını ve birbirine dokunan hikâyelerini ekrana taşıyan ATV’nin sevilen dizisi ‘Altı Üstü İstanbul’ genç oyuncularla deneyimli isimleri aynı projede buluşturuyor. Pazartesi günleri reytinglerin altını üstüne getiren dizi, dostlukların sınandığı, aşkların yön değiştirdiği ve herkesin kendi mücadelesini verdiği hikâyesiyle dikkat çekiyor. Dizinin başrol oyuncularından Rahimcan Kapkap ve Elçin Zehra İrem ise dizide hayat verdikleri karakterler ile son dönemin en popüler isimlerinden. Genç oyuncular ile dizinin başarısı, karşılaştıkları bu sevgi seli ve yaşadıkları mutluluğu paylaştığımız keyifli bir sohbet ve özel bir çekim gününü paylaştık.

İrem Orhan: Şimdilerde ATV’de yayınlanan ‘Altı Üstü İstanbul’ dizisiyle her hafta izleyiciyle buluşuyorsunuz. Nasıl bir yolculuk sizin için? Nasıl gidiyor her şey?
Elçin Zehra İrem: Benim için hem çok güzel hem de biraz sürprizli bir yolculuk oluyor. Bir karakteri sadece çekimlerde değil, izleyiciy le buluştuktan sonra da tanımaya devam ediyorsunuz. Şu an geldi ğimiz noktada karakterin izleyicide karşılık bulduğunu görmek beni gerçekten mutlu ediyor. Bir yandan da her hafta yeni bir şey öğreni yorum. Sanırım oyunculuğun en güzel taraflarından biri de bu; hiç bir şey tamamen bitmiş olmuyor.
Rahimcan Kapkap: Çok keyifli, güzel gidiyor çok şükür. Elbette çok yoruluyoruz ama herkesin bunca emeğine değen, seyircimizde kar şılığını bulan bir iş olması tüm yorgunluğumuzu alıyor. Bu da ben dahil hepimizi çok mutlu ediyor. Sete daha da özveriyle gelmemizi sağlıyor. Bu yolculuğun hayatımda hep özel bir yeri olacağını hisse diyorum.
İ.O: Bu hikâyede sizi çeken neydi? Yani bu rolü kabul etmenizin sebepleri nelerdi?
R.K: Emir karakteri bana teklif edildiğinde daha senaryo yazım aşamasındaydı, hikaye yi anlattılar bana. İstanbul’un kenar mahal lelerinden birinde yaşayan, hayalleri ve kaya gibi sağlam umudu olan bir çocuğun sadece kendini değil, tüm sevdiklerini hayallerinin peşinden götürmeye çalışmasının, ailesi ve ailesinden saydığı arkadaşlarına refah sevi yesi daha yüksek bir hayatı yaşama ve ya şatma umudunun hikayesiydi bu. Senaryo geldiğinde de yoldaydım annemi ziyarete gi diyordum Konya’ya. Araba kullandığım için okuyamadım senaryoyu. Gece eve vardığım da senaryoya bir göz atayım uyuyakalırım dedim ama öyle olmadı okudukça ağladım, ağladıkça da Emir’in aslında ben olduğunu anladım. “Gözyaşım senaryoya düştüyse Emir bende” dedim ve böyle başladı yolculuğumuz.
E.Z.İ: Hikâyenin bende bıraktığı his çok önemliydi. Karakterin tek bir yerden okun maması, içinde farklı tarafl arının olması ho şuma gitti. Ben de oyunculukta biraz böyle karakterleri seviyorum; ilk bakışta anlaşılan değil, zaman geçtikçe başka bir tarafını gös teren kadınları. Bir de hikâyenin İstanbul’la kurduğu ilişki beni çekti. Şehrin kendisi de neredeyse karakterlerden biri gibi.
İ.O: Dizide birlikte oynamanızın en keyifli yanları nelerdir?
E.Z.İ: Birlikte oynarken birbirimizin alanına saygı duyuyoruz ama aynı zamanda birbiri mizi şaşırtmayı da seviyoruz. Bence bu çok kıymetli. Çünkü sahnede her şeyi önceden bilmek yerine, o an birbirinizden bir şey ala bilmek oyunu daha canlı yapıyor. Bir de tabii birlikte gülmek kolay. Bu da uzun set günle rinde büyük nimet.
R.K: Elçin çok açık ve uyumlu bir oyuncu. Güzel de bir arkadaşlığımız oldu. Çok de rinlere inebiliyoruz beraber oynarken, bir birimize akabiliyoruz baktığımızda. Emir de Naz da birbirine bakmakla kalmıyor görü yorlar içlerini. Samimiyetimizin yansıması diyelim. Güvenli alan sunabiliyoruz birbi rimize, bu da kıymetli kılıyor yaptığımız işi.

“Samimiyet kelimesine inanan ve bu uğurda yaşayan birisiyim. Elçinle de bu uyumu yakaladık ve #EmNaz fandomu bizdeki bu hâli görebiliyor. Görmelerine ayrı ilgilerine ayrı mutlu oluyorum.” R.K.
İ.O: Dizide hayat verdiğiniz bu ikiliye olan ilgi hızla arttı. Siz gördüğünüz bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
R.K: Önceki soruda dediğim gibi ‘samimiyet’ kelimesine inanan ve bu uğurda yaşayan bi risiyim. Elçinle de bu uyumu yakaladığımızı düşünüyorum ve #EmNaz fanları bizdeki bu hâli görebiliyor. Görmelerine ayrı ilgile rine ayrı mutlu oluyorum. İyi ki varlar, onlar olmasa bu kadar kıymetli olmazdı. Hep de var olsunlar, selam olsun.
E.Z.İ: Sanırım insanlar kusursuz ilişkilerden çok kendilerinden bir şey bulabilecekleri ilişkileri izlemeyi seviyor. Bizim karakterlerin de çok gerçek, çok pürüzsüz olmayan bir tarafı var. Bazen yakın, bazen uzak, bazen ne hissettiklerini kendileri bile tam çözemiyorlar. O yüzden izleyiciyle aralarında bir me rak oluştuğunu düşünüyorum. Bir de bazı şeyleri fazla açıklamadan bırakmak bence güzel; izleyici kendi hikâyesini kuruyor.
İ.O: Oyunculuğun size en iyi gelen tarafları neler?
E.Z.İ: Beni en çok başka hayatlara kısa süre liğine dokunabilmek besliyor. Normalde hiç yaşamayacağım bir şeyi bir karakter üzerin den deneyimleyebiliyorum. Bu, insana hem empati kazandırıyor hem de kendi hayatına başka bir yerden bakmasını sağlıyor. Oyun culuk bana sürekli “öğrenmeye devam et” diyor. Ben bunu seviyorum. Hiçbir zaman ben oldum demeyeceğim; hergün yeni bir şeyler öğrenmeye devam edeceğim.

R.K: Hep söylüyorum bunu ama gerçekten böyle. Oyunculuk benim ilk aşkım, ilk ve en büyük takıntım, kötü dönemlerden çıkma sebebim, yeri geliyor uyanma sebebim. Her yönüyle her anıyla bana iyi geliyor. Beni ben yaptığını hissettim hep aklım ermeye baş ladığından beri. Başka birisi olabilme ihti mali bana hep ilgi çekici geliyor ve gelmeye devam edecek. Deneyimlemek istediğim birçok psikoloji, fizyoloji, nöroloji alanı var. Umarım deneyimledikçe kendimi aşarım ve aşkım daha da depreşir.
İ.O: Bir oyuncu olarak siz en çok kimlerden il ham alıyorsunuz?
R.K: Yaşadığım hayattan. Geçmişimden, ge leceğimden, ulaşılması imkansız gibi görü nen hayallerimden, tüm algılarımdan.
E.Z.İ: Tek bir isim söylemek benim için zor. Bazen çok iyi bir oyuncudan, bazen sokakta gördüğüm bir kadından, bazen bir filmdeki küçücük bir bakıştan ilham alabiliyorum. Özellikle kadın karakterlerin güçlü olmak zorunda bırakılmadan, kendi çelişkileriy le var olmasını izlemek beni etkiliyor. Bir oyuncunun kendini tekrar etmemesi de be nim için çok ilham verici.

İ.O: Her projede yeni bir karaktere hayat ver menin en heyecan verici yanı nedir?
E.Z.İ: Kendimden uzaklaşmak. Çünkü ka raktere hazırlanırken bir noktada “Ben ol sam ne yapardım” sorusundan çıkıp “O ne den böyle yapıyor” demeye başlıyorsunuz. Bence asıl heyecan orada başlıyor. Bir de ka rakter zaman içinde beni şaşırtması hoşuma gidiyor. Bazen yazılanı oynarken bile karak terimin başka bir tarafını keşfediyorum.
R.K: Bir daha o karakter olamayacak olmak, o anı tekrar yaşayamayacak olmak en kıy metli parçası sanırım bu işin. Mesela iki yıl öncesine kadar sokakta bana Metehan diye sesleniyorlardı, geçen sene Selim. Şimdi Emir diye sesleniyorlar, sonra düzeltip Ra himcan diyorlar vs. Ve benim her seferinde yüzüm gülüyor çünkü tatlı bir durum. As lında kurgu olan bir karakteri seninle öz deşleştiriyorlar ve seni o karakterle tanıyıp seviyorlar. Oyuncular belki hayatta hiçbir zaman deneyimlemeyeceği bir durumu ya da kendisine tavan tabana zıt bir karakteri rol aldığı projede hikayenin içinde yaşıyor. Farklı kostümlerle, farklı kimliklere bürü nüp bambaşka hayatların bir parçası oluyor. Bu da her seferinde yeni bir heyecan yeni bir yaşam anlamına geliyor. Kontrollü şizofreni.

“Sanırım insanlar kusursuz ilişkilerden çok kendilerinden bir şey bulabilecekleri ilişkileri izlemeyi seviyor. Bizim karakterlerin de çok gerçek, çok pürüzsüz olmayan bir tarafı var. O yüzden izleyiciyle aralarında bir merak oluştuğunu düşünüyorum.” E.Z.İ.
İ.O: Dizideki aşk ilişkileri sürprizlerle dolu. Siz ilk görüşte aşk dedikleri şeye inanır mısınız? Bu konuda şansını zorlamayı se venlerden misiniz?
R.K: İlk görüşte aşka inananlardanım. Aşk bir kimya değişimi ve sen o kişiyi gördü ğünde bütün kimyan bir anda alt üst olabi lir. Şansını zorlamaktan kastınız karşı taraf benimle aynı yoğun duyguda değilse üstüne gidip iknaya zorlar mıyım ise, elbette ki zor lamam. Ama kendi içimde yaşamaktan da kaçmam. Bu karşılıklı bir duygu alışverişidir ve bir tarafta yoksa, olmaması gerekiyordur belki de. Ama bende olmayacağı anlamına gelmez. Yer ayağımın altından kaydıysa kay mıştır, ben de süzülürüm.
E.Z.İ: İlk görüşte çok güçlü bir çekim oldu ğuna inanıyorum. O çekim her gün, bir ön ceki günü geçiyorsa işte o aşk gibi gelir bana evet. Bu arada bir şeyi gerçekten istiyorsam şansımı zorlarım.
İ.O: Şu an sizi sevinçten havalara uçuracak bir şey olsa, bu ne olur?
E.Z.İ: Ben zaten hayat enerjisi yüksek bi riyim, havalara uçmak için sebeplere ih tiyacım yok. En ufak bir şeyden bile keyif çıkarabilirim. Bazen küçücük bir detay bile günümü güzelleştirmeye yetiyor. Sanırım benim için mesele, bir şeyin olmasını bekle mekten çok, zaten hayatın olağan akışındaki bir sürü güzel şeyleri fark edebilmek.
R.K: Yulaf’a (kedim) sarılıp uyusam kâfi.

İ.O: ‘İyi geçen bir gün’ tanımınız nedir? Sizin için keyifli bir günü tarif edebilir misiniz?
R.K: Zor sahnelerin altından kalkabildiysem ve eve dönerken yüzümde gururlu bir ifade varsa o gün benim için verimli geçmiştir. Ve bol bol hayal kurduğum günler. Bazen unu tuyoruz imgelemeyi hayal kurmayı kendi mize yeni hedefler belirlemeyi. Benim sev diğim bir aktivite hayal etmek, yeni hedef belirlemek ve eyleme geçmek. Yapmadıy sam eksik bir gün olabiliyor.
E.Z.İ: Sabah acele etmeden uyanmakla baş layabilir. Güzel bir kahve, uzun bir yürüyüş, sevdiğim insanlarla güne başlamak... Günün sonunda da “Bugün gerçekten kendim gibiy dim” diyebiliyorsam benim için iyi geçmiş tir. Çok fazla şey yapmak zorunda değilim. Çok yoğun bir iş temposunda olduğumdan dolayı şu sıralar hiçbir şey yapmamak da ga yet keyifli bir gün.
İ.O: Gün içinde herhangi bir konuda zorlandığınız anlarda kendinizi nasıl motive edersiniz?
E.Z.İ: Önce biraz duruyorum. Her şeyi o anda çözmek zorunda olmadığımı kendime hatırlatıyorum. Sonra meseleyi küçültüyo rum; “Bunu şimdi halledebilirim” dediğim küçük bir yerden başlıyorum. Bir de ken dime karşı hiç sert değilim. Her zaman çok güçlü, çok üretken, çok motive olmak zo runda değiliz. En güzel yerden devam etmek yeterli.
R.K: Neleri halletmedik Rahimcan bundan ne olur ki, devam..

İ.O: Risk almayı sever misiniz? Bugüne kadar yaptığınız en büyük çılgınlık neydi?
R.K: Hayatım risk... Her şeyi kulak ardı edip oyuncu olacağım diyerek 2017’de beş para sız İstanbul’a gelmek. En çılgıncası bu muy du bilmiyorum ama en “iyi ki” dediğim bu.
E.Z.İ: Risk almayı seviyorum ama plansız bir kaosun içinde yaşamayı değil. Bazen konfor alanından çıkmak gerekiyor ve ben bunu yaptığımda genelde iyi ki diyorum. En büyük çılgınlığım belki de hayatımda “Artık bunu yapmalıyım” deyip korkmama rağmen adım attığım anlardır. Dışarıdan çok büyük görünmeyebilir ama insanın kendi sınırları nı aşması bence en büyük çılgınlık.
İ.O: Mutfakla aranız nasıl? En çok hangi coğ rafyaların yemeklerini seviyorsunuz?
E.Z.İ: Mutfakla aram iyi ama ruh halime göre değişiyor. Bazen mutfağa girip uzun uzun bir şeyler hazırlamak çok iyi geliyor, bazen de güzel bir sofraya oturup yemeğin keyfini çı karmak istiyorum. Akdeniz mutfağını çok se viyorum. İtalyan, Ege ve Uzak Doğu mutfağı da. Yemek konusunda biraz keşif insanıyım. yeni bir şey denemeyi seviyorum.
R.K: Yemek yemeye de yapmaya da bayılı rım. Özellikle sevdiğim arkadaşlarıma, ai leme yemek yapmaktan enteresan bir keyif alıyorum, kalabalık ailede büyüdüğüm için sanırım sofranın kalabalık olmasını istiyo rum. Memleketimin tüm coğrafyalarının yemeklerine aşığım, yapabildiğimi soruyor sanız var birkaç özel spesiyalim.
İ.O: Son olarak, şu an gelecekle ilgili sizi en heyecanlandıran şey nedir?
E.Z.İ: Bazen en güzel heyecan, neye dönüşe ceğini bilmediğiniz bir şeyin başında oluyor. Yeni karakterler, yeni hikayeler, belki hiç tahmin etmediğim başka alanlar... Kendimi tekrar etmek yerine biraz şaşırtabileceğim bir gelecek fikri hoşuma gidiyor. Merak, bence en güzel heyecanlardan biri bu.